” Wolfgang Amadeus Mozart ”

Wolfgang Amadeus Mozart (Johannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart) (Doğumu. 27 Ocak  1756 Salzburg , Avusturya- Ölümü. 5 Aralık 1791 Viyana) Klasik Batı Müziği’nde Klasik dönemin etkili ve üretken bestekarlarından biridir. Yapıtları, senfonileri,konçertoları, oda orkestralarını, piyanoyu,operayı ve korolu müzikleri etkilemiştir. 35 yıllık ömrüne 626 eser sığdırmıştır. Mozart, Avrupalı bestekârların en popülerlerindendir ve birçok eseri standart konser repertuarlarında kullanılır. Günümüzde müzik tarihinin en büyük dehalarından biri olarak kabul görmüştür. Babası Leopold Mozart, ablası ise Nannerl Mozart’tır.

Doğumundan bir gün sonra St. Rupert Katedrali’nde vaftiz olan Mozart’ın adı vaftiz olduktan sonra, Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart adını aldı. Latince olan Amadeus ismini, Gottlieb (Almanca) ve Amadé (Fransızca) olarak da kullanan Mozart en çok Wolfgang ismini kullandı.

Kendi yeteneği ile 3 yaşında piyano 5 yaşında ise beste yapan Mozart, kendisinden 5 yaş büyük olan usta yorumcu ablası ile çalışmalar yapmakta idi. Babasının ablasına gösterdiği uyum sayesinde yeteneğinin farkına varan Leopold Mozart, çocuklarını bu yönde eğiterek onların ün kazanması için çalışmalara başlamıştır.

762 yılında iki çocuğu ile yola çıkan baba Mozart, Viyana ve Münih’te çocuklarının eğitim almasını sağladı. Daha sonra 1763 – 1766 yılları arasında Augsburg, Münih, Cologne, Frankfurt, Brüksel, Londra ve Paris arasında yaptıkları turne sonucunda, 15. Luis ve III. George tarafından kabul edildiler. Bu sırada çok ünlü sanatkarlar ile de çalışarak kendilerini geliştirme fırsatı bulmuş oldular. Bu turne sonrasında Mozart ailesi Salzburg a geri döndüler.

23 Eylül 1777 tarihinde, annesi ile beraber, Münih, Mannheim ve Paris’i kapsayan bir Avrupa turuna daha çıkan Mozart, Mannheim’da, o dönemin en iyisi olarak kabul edilen Mannheim Orkestrası ile sahne aldı. O dönemde Aloysia Weber‘e aşık olan, ancak Weber’in daha sonra kendisini terketmesinin ardından, 1778’de, Paris’e yaptıkları gezi sırasında annesini kaybeden Mozart, ilk büyük operasına 1780 yılında, Idomeneo Münih’de çıktı. Takip eden sene, Viyana’ya, işvereni, Prens Başpiskopos Colloredo beraber gitti. Salzburg’a geri döndüklerinde, opera şefi olan Mozart’ın, başpiskopos’a artık onun müzik işleriyle ilgilenmeyi istemediğini belirtmesiyle, Colleredo desteğini geri çekti. Bu gelişmeden sonra özgürlüğüne kavuşan Mozart, müziğini geliştirmek için Viyana’ya yerleşti.

 

Bu dönemde, Türkler’in Avrupa’da moda olmasından ve Mehter Marşı‘ndaki ritimden esinlenen Mozart, Türk tarihi için büyük önem taşıyan, 11 numaralı la majör piyano sanatı’nın (K. 311) 3’üncü bölümünde “Ronda alla Turca“yı besteledi.

4 Ağustos 1782‘de, babasının isteğiyle, Aloysia’nın kız kardeşi Constanze Weber ile evlenen Mozart, aynı sene bestelediği, Topkapı Sarayı‘nda geçen, Selim Paşa‘nın ve harem ağası Osman‘ın tutsağı olan Konstanze ve hizmetçisini konu alan, “Die Entführung aus dem Serail” (Saraydan Kız Kaçırma) ile çok büyük bir başarıya imzasını attı.

1782 ve 1783 seneleri arasında, Barok tarzında yeni bir tarz ve dile yönelen Mozart’ın “Die Zauberflöte” (Sihirli Flüt) isimli eseri, bu tarzdaki en göze çarpan örneklerinden biridir.

Viyana’da geçirdiği dönemde, Beethoven‘ın da hocalığını yapmış olan ve 100’ün üzerinde senfoni besteleyen Franz Joseph Haydn ile tanışarak dostluk kuran ve 1785’e kadar piyano konçertolarında solo performanslar sergilediği konserlere çıkan Mozart, Bu konserlerden sonra daha az sahneye çıkmaya başladı.

18. yy Avrupası’ndaki Aydınlanma Dönemi‘nden etkilenen ve 1784 yılında Haydn ile aynı locaya girerek Mason olan Mozart, katolikti. Babası 1787‘de ölmeden önce, babasını kendi inanışına çekmeye çalışan Mozart’ın Die Zauberflöte (Sihirli flüt) adlı eserinin sondan ikinci operasında bu masonik alegorilerle karşılaşılmaktadır.

1784 ile 1787 seneleri arasında, bugün de ziyaret edilebilen Domgasse 5’de St. Stephen Katedrali arkasındaki, yedi odalı bir apartmanda yaşayan Mozart, burada 1786‘da “La nozze di Figaro” adlı eserini besteledi. Mozart son operası La Celemenza di Tito, 6 Eylül 1791‘de, Prag’da Leopold II‘nin Bohemya Krallığı taç giyme töreninde sergilendi.

Son sözleri, “Ölümün tadı dudaklarımda… Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum” olan Mozart’ın ölümü, ölüm şekli ve hastalığıyla alaklı birçok spekülasyonu da beraberinde getirdi. Önerilen teoriler arasında, trişinoz, cıva zehirlenmesi ve ateşli romatizma ve o dönemde sıkça uygulanan, hastaların kanatılarak iyileştirilmesi gibi sebepler vardı. Ölüm kayıtlarında geçen “hitziges Frieselfieber” yani mühim darı tanesi ateşi şeklinde geçen hastalığının modern tıpta açıklayıcı bir tanım olmaması bu konunun belirsiz kalmasına neden oldu.

5 Aralık 1791 tarihinde gece 1 sularında Viyana’da ölen Mozart, hastalığının oldukça ilerlemiş olduğunun farkında olarak, son çalışması olan Requiem‘e bir kaç gün önce başladı. Kendi ölümünü düşünerek yaptığı savunulan bu beste Mozart’ın bitiremeden ölmesiyle yarım kaldı. Daha sonra eserin tamamlanması için Joseph Eybler, Constanze tarafından görevlendirildi. Ancak başarı gösteremeyerek işi yarım bırakmasının ardından Constanze bu görevi, genç bir bestekar ve Mozart’ın öğrencisi olan Franz Xaver Süssmayr’a devretti.

İsminin yazılmadığı bir mezar taşıyla gömüldüğü bilinmesi, genelde Mozart’ın parasız ve unutulmuş olarak öldüğü yönünde düşünceleri ortaya çıkarsa da, Viyana’da eskisi kadar yüksek yaşam standartlarına sahip olmayan Mozart, komisyonlardan gelen parayla görece yüksek gelir elde ediyordu. Yılda yaklaşık olarak 50,000 florin kazanan Mozart’ın bu geliri günümüz şartlarında incelendiğinde en az 142,000 Dolar gibi bir miktara denk geliyordu. Bu miktarın sahibi, 18’inci yüzyılda dünya çapında en çok para kazanan %5’lik dilime giriyordu. Ancak, servetini kontrol edemeyen Mozart kazancına rağmen bir çok kez kredi aldı. Yazdığı bir çok mektup günümüze kadar gelen Mozart’ın yine de fakir olduğuna dair kesin bir kanıt yoktur.

1809‘da Mozart’ın eşi Constanze, Danimarka’lı bir diplomat olan Georg Nikolaus von Nissen ile evlendi. Aynı zamanda Mozart’ın büyük bir hayranı olan ve Mozart üzerine bir biyografi yazmaya başlayan Nissen’in ömrü bunu bitirmesine yetmediyse de, ölümünün ardından biyografi Constanze tarafından bitirilerek yayınlandı.

St. Marx mezarlığındaki orjinal mezarı kaybolan Mozart’ın, anıtsal mezartaşları buraya ve Zentralfriedhof‘a yerleştirildi. 2005 senesinde Avusturya’nın Inssbruk Üniversitesi ve Rockville, Maryland‘deki DNA labratuarlarında, Avusturya Müzesi’ndeki Mozart’ın kafatası üzerinde yapılan araştırmalar yetersiz kaldı ve bir sonuca ulaşılamadı. Kafatasından alınan DNA örneği büyükannesinin ve yeğeninin DNA’larıyla karşılaştırılmaya çalışıldıysa da testler beklenen sonucu vermedi ve örnekler arasında herhangi bir bağlantıya rastlanmadı.

Klasik müziğin ilk örneklerinden olan müziğiyle Mozart, o dönemin tarzını değiştirerek barok tarzı ile karışımını sağladı. Mozart’ın kendine ait tarzıyla ve yazdığı, senfoni, opera, solo konçerto, oda orkestrası, yaylı kuartet ve yaylı kintet, ve piyano sonataları gibi, neredeyse her tarzda yaptığı bestelerle çok yönlü bir bestekar olarak kabul edilen Mozart, piyano konçertosunu, tek başına geliştirdi ve yeni bi tür olarak dinleyiciye sundu. Önemli sayıda dini müzik ve ayinler besteleyen Mozart, bunların yanı sıra, divertimenti ve serenad gibi pek çok dans ve eğlence müziği bestesinin de altına imzasını attı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir