ALMANYA VE HİPERENFLASYON

 1.Dünya Savaşı Avrupa Ülkelerinin ekonomik olarak yıkımı ile sonuçlanır. Hemen ardında hiperenflasyon denen bir gerçekle karşı karşıya kalınır.

Savaş Fransa’nın ve İngiltere’nin tüm gücünü bitirdiği gibi, Rusya’nın zayıf ekonomisini ve lojistik sistemini bozmuş ve Ekim 1917 Devriminin temelini atmıştır. Savaştan önce İngiltere, dünyanın en büyük deniz aşırı yatırımlarına sahip ülkesi iken, savaştan Fransa ile beraber çok yüksek düzeyde borçlar ile çıkmıştır.

Savaşa 1917 yılında katılmış olan ABD ile hammadde ve emtia ihracatı yapan ülkeler ise savaştan en karlı çıkanlardır. ABD’nin ekonomik büyüklüğü savaş sonrası tüm Avrupa’nın ekonomik büyüklüğünü geçmiştir.

Almanya, I. Dünya Savaşı başladığı zaman Alman Markının altına olan endekslenmesini kaldırarak altın standardını (Gold Standard) terk etmiştir. Para basarak ve iç borçlanmaya dayanarak, savaş giderlerini finanse etmeye çalışan Almanya, savaşı kazandıktan sonra Müttefik Devletlere savaş tazminatı yüklemeyi ve maden açısından zengin toprakları ilhak etmeyi planlarken (Fransa’nın Lorrainne Bölgesi, Belçika ve Lüksemburg), savaşı kaybetmesi üzerine tüm ekonomik sıkıntıların üzerine ağır tazminat bir yükü altına girmiştir.

Savaş tazminatı, ancak altına endeksli Reichmark, Sterlin, ABD Doları gibi sağlam ülke paraları (hard currency), sanayi malları ve madenler ile ödenebilir durumdadır.

Aşırı para arzı ve iç borçlanma ile savaş öncesi 1914 yılında 1 ABD Doları 4.2 Mark iken, 1919 sonunda 1 ABD Dolarının değeri 48 Marka yükselir.

Enflasyon tarafında Ocak 1919-Ocak 1920 arasında yıllık enflasyon %270’dir. 1920 yılı Alman Ekonomisi için önemli bir fırsatın kaçırıldığı bir dönem olmuştur. Enflasyon, olumsuz her türlü gelişmeye rağmen (Kapp Darbesi ve Ruhr’daki işçi ayaklanması) yıllık %14 düzeyinde kalmış, doğru bir para politikası ve maliye programı yaratılması için zemin oluşmuştur.

Ancak bu fırsat da, Müttefiklerin ve özellikle Fransa’nın tazminat ödemelerindeki katı duruşu ile beraber kaçırılır.

1921 Haziran ayında ilk önemli tazminat ödemesinin vadesi gelir. Bu ödeme yapılır ancak artık ipler elden kaçmak üzeredir. Alman Merkez Bankası, para arzını arttırarak ulaşabildiği bütün dövizi almıştır. 1921 Ocak-Haziran döneminde fiyatlar neredeyse hiç artmamışken, 1921 Temmuz-1922 Ocak arasındaki 6 ayda fiyatlar %156 artar. Bir ABD Doları 1921 sonunda 330 Alman Markı değerine kadar yükselir.

Almanya’nın mal ve döviz ile tazminat taksitlerini ödeyemez durumda olması, Alman Merkez Bankasının çaresizlik içinde daha fazla Mark yaratarak, tazminat ödemeleri için daha döviz satın almaya çalışması enflasyonu yapışkan bir hale sokar. 1922 Ocak-1922 Temmuz arasındaki 6 aydaki fiyat artışı %174’dür.

1922 yılına gelindiği ise Alman Merkez Bankası bulabildiği ne kadar konvertible para var ise, fiyat gözetmeksizin almaya başlar. Yine de 1922 Haziran ayında vadesi gelen vadesi gelen önemli bir savaş tazminatı ödemesini yapamaz. 1922 Temmuzundan sonra artık enflasyon, hiperenflasyona dönüşür. 1922 Temmuz-1923 Ocak arasındaki fiyat artışı tam %2685’dir!

Bunun üzerine savaş tazminatını maden ve mal ile tahsil etmeyi amaçlayan Fransa ve Belçika, 1923 yılı başında, Almanya’nın en önemli sanayi bölgesi olan Ruhr Havzasını işgal eder. Alman Hükümeti ise karşı hamle yaparak, tüm Ruhr Havzasında genel grev ilan eder, tüm halkı ve işçileri işgal kuvvetlerine karşı pasif direnişe davet eder. Ayrıca grevdeki işçiler ve halkın giderlerini karşılamak için para arzını daha da artırır.

1923 Ocak-1923 Temmuz arasındaki fiyat artışı %6865’e ulaşır!

Aslında Hükümetin temel politikası hesapsızca basılan para ile çiftçiler, esnaf ve işçiler gibi emek ve küçük sermaye ile hayatını sürdüren sınıfların yaşam standardını düşürmek pahasına, Ruhr’daki pasif direnişi finanse etmek üzerine kuruludur. İnanılmaz boyutlarda karşılıksız olarak basılan para hiperenflasyona, hiperenflasyon da ağır bir vergiye dönüşmüştür.

Bu arada Mark bazında borcu olanlar da, borçlarının değerinin erimesi nedeni ile bayram etmektedir.

Ayrıca paranın çok hızla değersizleşmesi, mallara olan talebi attırmış, mallar takas aracına dönmüştür. Vergi ise neredeyse toplanamaz hale gelmiştir. Sonuçta vergisini ödemeyip, geciktirenler, ödeyeceği reel verginin değerini düşürmektedir. Vergi toplayamayan hükümet, harcamalarını daha da çok para basarak finanse etmeye başlar. 1923 yılı sonuna gelindiği zaman, devlet harcamalarının sadece %1 vergi ile finanse edilir duruma gelmiştir.

1923 Temmuz-1923 Kasım arası hiperenflasyon insanlık tarihindeki en yüksek değerlerden birine ulaşır. Bu 4 aylık dönemdeki fiyat artışı yaklaşık %374,000,000 (%374 milyon.). 1923 Kasım ayında 1 Amerikan Doları 4,210,500,000,000 (dört trilyon iki yüz milyar beş yüz milyon) Mark düzeyine gelir.

Çalışanların ücretleri her gün ayrıca müzakere edilmekte, alışveriş için el arabaları ve bavullar ile para taşınmaktadır.

1923 yılında 50 Trilyon Marklık banknotlar dolaşımdadır. Alman Merkez Bankası, artık artan fiyatları yakalamak için yeterli para arzı yaratamamaktadır. Örneğin 25 Ekim 1923 günü, Merkez Bankası 120,000 trilyon Mark basmasına rağmen, o günün ek para arzı ihtiyacı 1,000,000 trilyon Marktır.

Bir sonun ekmeği fiyatı 1922 yılında 163 Mark iken, Eylül 1923’de 1,500,000 Marka, Ekim 1923’de 200,000,000,000 (ikiyüz milyar) Marka yükselmiştir. Para basmak için 300 kâğıt fabrikasının ürettiği kâğıttan 2000 matbaa gece gündüz para basmaktadır.

Hiperenflasyonun geldiği nokta artık bir takım ironik vakaların yaygın bir gerçek haline gelmesine yol açmıştır.

Çalışanlar artık günde üç defa maaş alır duruma gelmiştir. Çalışanlara ücretleri verildiğinde ayrıca yarım saat izin verilmekte, iş yerine gelen eşlerinin yardımı ile insanlar ellerindeki paranın değeri kaybolmadan hemen alışverişe koşmaktadır.

Bir hırsız, para dolu bir bavulu çaldığı zaman, aslında içindeki para yerine bavulu çalmış olmaktadır.

Herkes ellerindeki paradan kurtulmak için büyük bir gayret ile uğraşmakta, büyük işletmeler kullanamayacakları makineler ve hammaddeye para yatırmaktadır. Para yerine takas edilebilir mallar üretenlerin keyfi yerindedir. İnsanlar düzinelerce şapka, giyim eşyası, sabun gibi mallar alarak takasa başlamıştır. Özellikle basit mobilyalar, gerektiğinde yakıt olarak kullanılabilen değerli bir takas aracı haline gelmiştir. 1923 sonunda parayı sobada yakmak, odun almaktan daha karlı hale gelmiştir.

Restoranlarda menüler kalkmış, dükkânlarda da fiyat etiketleri ortadan kaybolmuştur.

İşin trajik yönü ise pek çok emeklinin sabit geliri nedeni ile yaşayamaz duruma gelmesidir. Bu dönemde açlıktan, hastalıktan ve soğuktan pek çok yaşlı evlerinde ölü bulunmuştur.

Berlin yine karışmış, hangi fraksiyona ait olduğu bilinmeyen silahlı grupların mahalleleri yönettiği bir şehir haline gelmiştir. Saxonya ve Türingen’de komünistler kontrolü ele geçirmiştir. Komünistler, işgal altındaki Ruhr Bölgesinde de hem işgal birliklerine hem de hükümet yöneticilerine direniş halindedir.

1923 yılı Eylül’ünde gerçekleşen bir olay, dikkatleri yeniden politik alana çevirir. O zamana kadar pek tanınmayan, tanıyanların da “bir grup sarhoş serseri olarak” nitelendiği Naziler, Hitler’in liderliğinde Münih’te bir beceriksizce bir kalkışma denemesinde bulunurlar. Hitler’in amacı Mussolini’nin yandaşları ile Roma’ya yürüyüşünü taklit ederek, hükümeti devirmektir. İşin arkasında, 1920 Kapp Darbesinde olduğu gibi I. Dünya Savaşı’nın 1916-1918 döneminin genelkurmay başkanı General Erich Ludendorf vardır. Polis kalkışmayı yapanların üzerine ateş açınca kalkışma sona erer. Hitler tutuklanır. Halka açık yapılan yargılama Hitler’in siyasi gösterisine dönüşür. Hitler’in kalabalıkları hipnotize edebilen hitabet gücü ilk defa Almanya genelinde tanınmaya başlanmıştır.

Beş yıl hapis cezasına çarptırılan Hitler sadece 9 ay hapis yatacak, hapiste Mein Kampf’ı kaleme alacak, oldukça rahat bir hapislik süresi içinde yeni kazanmış olduğu politik şöhret nedeni ile neredeyse her gün ziyaretçi kabul edecektir.

Bu arada tazminat almak amacı ile Ruhr Bölgesini işgal etmiş olan Fransa, elde ettiği mal ile işgal masraflarını bile karşılayamaz konumdadır. Üstelik direnişteki işçiler ve halk boyun eğmediği gibi işgalcilere açıkça meydan okumaktadır.

Hiperenflasyonun ve politik istikrarsızlığın tavan yaptığı 1923 sonbaharında, Almanya’nın kaderi bir defa daha değişecek, 1930’ların başına kadar Almanya altın bir çağa girecektir. Bu dönemin en önemli ismi, ileride Nobel Barış Ödülü kazanacak, Otto von Bismarck’tan sonra belki de Almanya’nın en önemli politikacısı ve insanlık tarihinin en önde gelen diplomasi ustalarından biri olarak değerlendirilecek Gustav Stresemann olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir